ECE 1_edited.jpg

Yoluma hoş geldiniz…

Zamanın içinden bir göz açıp kapayana kadar geçeriz. Bu bir yas, bu bir kayıp değildir. Yolculuktur. Ve her yolculuk, anıları ve kattıkları sayesinde güzeldir. Bu yüzden dünü, şimdiki beni anlayabilmeniz için kayıtlı olduğu yerden geri çıkaracağım. Çünkü kendisi, çoktan rafa kalkmış, alınması gereken derslerin verileri, gerekli istatistikler için kullanılmıştır.

Benim de bu maceram 1982 yılının, 24 Aralık’ında başladı. Tam zamanında bir iniş. Ne kimseyi bekletmişim, ne de sürpriz yapıp erken gelmişim. Tadında bırakmanın, zamanında varmanın telaşsızlığında nefes almışım.

İzmir…

Girit Adası, Kavala ve Alasonya’dan (Alasonya: Olimpos Dağı’nın etekleri) gelen ve İzmir’de birbirlerine kavuşan insanların bir karışımıyım. Din, dil, mezhep farklılıklarının, farklılık olarak görülmediği bir çevrede büyüdüm. Bu yüzden ailemden ilk kopuş, gerçek dünyanın çarpıklıklarının kucağına düşüş gibiydi. Büyük de değildim. Oldukça küçük bir yaşta bireysel yolculuğum yurt dışında ve ülkemin farklı şehirlerinde devam etti. Her göçümün farklı bir sebebi vardı ama şimdi anlıyorum. Hepsi,  gitmem gereken yerlere gidebilmem için kaderin bahaneleriydi. Birbirlerinden çok zıt kültürlerde, kayda değer zamanlar bulundum.

Batı’nın, Doğu sayılabileceği kadar uzağa, bazen medeniyet sandıklarımızın yozlaşma olduğunu, ilkellik saydığımız bazı eylemlerin de insanın doğasını beslediğini öğrenecek kadar Doğu’larda bulundum. Ve hepsinde ben mi bulundum?

Her gidiş, kendime bir adım yaklaşmaydı. Tüm bu kareler, farklı bir Ece’nin yaşamıydı. Hem bana ait, hem de bana ait değil gibi hissettiren değişimin hızı; dünyayı evim, insanları da kardeşim kıldı.

Bu yüzden geçmişimin verilerini, sayılarını, etiketlerini değil, tüm bu yolun bana hissettirdiklerini anlatacağım…

Tekrardan hoş geldiniz…

ece 4_edited_edited_edited.jpg
İçimdeki.jpg

Nefes, hızla dönüşmekteydi. Taşıdığı genler, onu gerçekle acımasızca yüzleştirirken bugüne kadar inandığı tüm gerçekler yıkılıyordu. Nefes yeniden doğuşunun şafağında, en büyük karanlığını yaşıyordu... Ezberlerle zihnini yöneten bir insan kopyasının, gerçek bir yaşam yaratma şansı var mıydı? Sorgulamadan var olmanın bedelini, kendini unutarak mı ödüyordu insan? Ve insan, kendi yüceliğini idrak etmedikçe gerçek bir yaşam yaratamayacaktı. Evrim... Her varlık mutlak potansiyeline doğru evrilirken bu aslında değişimden öte düzeltmedir. Dışarıdan tahmin edilemeyen bu mutasyonun alacağı son hal, varlık içinde tam krokisiyle kayıtlıdır. İnsanın evriminin düzlemi öngörülemese de DNA’sına kayıtlı olan öz program ile ulaşacağı mutlak potansiyeli tanrısallıktır. Çünkü insan bunun için kodlanmıştır. En büyük değişim de bir engelle karşılaştığı anda yaşanmaya başlar. Bunlar da korkularıdır. Ve insan, zihin hapishanesinden çıkmaya cesaret ederse, içinde kayıtlı bulunan güce ulaşacaktır. Soluksuz okuyacağınız bu roman, büyük bir dönüşümün hikâyesidir... Siz de dönüşüme hazır mısınız?